Dfnews
Ana Sayfa Diplomasi Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Mek...

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Mekke'de ortak savunma anlaşması imzaladı

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, 7 Ağustos 2026'da imzaladıkları Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırının tümüne yapılmış sayılması konusunda taahhütte bulunurken, anlaşmanın somut askerî müdahale mekanizmaları kamuoyuna açıklanmadı.

ŞY

Şeref Yılmaz Topbaş

07 Ağustos 2026, 18:55

3 dk 29
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Mekke'de ortak savunma anlaşması imzaladı
Yazı Boyutu

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Orta Doğu'da güvenlik krizlerinin derinleştiği bir dönemde, 7 Ağustos 2026'da Mekke'de "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nı imzaladı. Anlaşma, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif tarafından imzalandı ve üç ülkeden birine yönelik silahlı bir saldırının üçüne birden yapılmış sayılacağını öngörüyor.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, liderlerin Mekke'deki Safa Sarayı'nda bir araya geldiğini bildirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, imza sonrası kendi hesabından yaptığı açıklamada anlaşmayı "kolektif caydırıcılığı temel alan", "güvenlik ve savunma iş birliğimizin ilerletilmesine, savunma sanayisinde ortak projeler geliştirilmesine ve terörizmle mücadeleye katkı sağlayacak" bir metin olarak tanımladı; anlaşmanın BM Şartı'nın 51'inci maddesinde tanımlanan meşru savunma hakkını da teyit ettiğini, hiçbir ülkeyi hedef almadığını ve bölge huzuru ile istikrarını amaçlayan tüm "kardeş ülkelerin" katılımına açık olduğunu belirtti.

Resmî anlaşma otomatik bir askerî müdahale tanımlamıyor

Belge, siyasi bir bildiriden ziyade resmî olarak imzalanmış üçlü bir savunma anlaşması niteliği taşıyor. Ancak Reuters'ın aktardığına göre kamuoyuna açıklanan metin, her ülkenin üstlendiği somut yükümlülükleri veya bir imzacı ülkeye saldırı hâlinde diğerlerinin askerî olarak ne ölçüde harekete geçeceğini netleştirmiyor. Eldeki bilgiler, NATO tarzı kurumsal ya da operasyonel bir mekanizmayı kamuoyu önünde ortaya koymuyor.

Suudi Arabistan Kamu Diplomasisinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Rayed Krimly, anlaşmanın yeni bir "askerî eksen" ya da mezhepsel blok oluşturma amacı taşımadığını, nükleer hedefler veya bölgesel bir silahlanma yarışıyla ilgisi bulunmadığını söyledi. Krimly ayrıca anlaşmanın tarafların mevcut ikili veya çok taraflı anlaşmalarının yerine geçmediğini belirtti. Reuters'a göre Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da anlaşmanın belirli bir ülkeyi hedef almadığını ifade etti.

İletişim Başkanı Burhanettin Duran, anlaşmanın üç ülke arasında savunma sanayii iş birliğini ve askerî birlikte çalışabilirliği ilerleteceğini söyledi; bu da anlaşmanın yalnızca siyasi bir dayanışma değil, ortak savunma kapasitesi ve operasyonel uyum geliştirmeye yönelik bir çerçeve de içerdiğine işaret ediyor. Buna karşılık ortak komuta yapısı, daimi birleşik kuvvet, üslenme düzenlemeleri veya otomatik asker konuşlandırma için kamuoyuna yansıyan bir hüküm bulunmuyor.

Bölgesel savaş ve saldırılar anlaşmanın güvenlik zeminini oluşturdu

Anlaşmanın imzalandığı dönemde Orta Doğu, 28 Şubat 2026'daki ABD-İsrail saldırılarının ardından genişleyen İran merkezli bir çatışmayla, Körfez ülkelerine yönelik füze ve drone saldırılarıyla, enerji sevkiyatlarındaki aksamalarla ve Yemen'de yeniden alevlenen çatışmalarla karşı karşıyaydı. Reuters, bu gelişmeleri anlaşmanın imzalandığı güvenlik ortamının önemli bir parçası olarak aktardı.

İmzadan kısa süre önce Husilerin Suudi Arabistan'ın Necran bölgesine yönelik saldırılarında siviller yaralanmış, Suudi destekli Yemenli güçler de kendilerine yönelik saldırılarda kayıplar vermişti. Türkiye açısından bölgesel kaygılar Gazze, Lübnan, Suriye ve İran savaşının sonrasındaki gelişmeler ile artan İsrail gerginliği etrafında şekillenirken, Pakistan açısından ise Körfez güvenliği, deniz ticareti ve enerji tedarik güvenliği öne çıkıyor. Üç hükümetten hiçbiri anlaşmayı İran, İsrail veya başka belirli bir devlete karşı kurulduğunu resmen açıklamadı.

Anlaşma mevcut ikili savunma ilişkilerinin üzerine inşa edildi

Üçlü çerçeve, daha önce gelişen ikili askerî ilişkilerin üzerine kuruluyor. Pakistan ile Suudi Arabistan, 17 Eylül 2025'te bir saldırının iki ülkeye birden yapılmış sayılmasını öngören Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması'nı imzalamıştı. Reuters ayrıca Pakistan'ın uzun yıllardır Suudi kuvvetlerine eğitim ve teknik destek sağladığını ve 2026'da Suudi Arabistan'daki askerî varlığını artırdığını bildirdi; söz konusu kuvvetlerin tam ölçeğine ilişkin ayrıntılar iki hükümet tarafından aynı kapsamda kamuoyuna teyit edilmedi.

Türkiye-Pakistan hattında askerî eğitim, ortak tatbikat, deniz platformları, elektronik harp ve havacılık teknolojileri alanlarında uzun süredir iş birliği yürütülüyor. Pakistan'ın resmî yayın kuruluşu, 2026'da iki ülkenin ortak tatbikatlar, eğitim, havacılık, insansız sistemler ve yeni savunma teknolojilerindeki iş birliğini genişletme iradesini duyurdu. Türkiye ile Suudi Arabistan da mevcut savunma anlaşmalarını uygulama, savunma sanayii ilişkilerini geliştirme ve ortak yatırım seçeneklerini ilerletme konusunda 2026 başında mutabık kaldı; Cumhurbaşkanı Erdoğan bu dönemde KAAN savaş uçağı projesi dahil muhtemel ortak yatırımlardan söz etti.

Dolayısıyla 7 Ağustos anlaşması, üç ülkenin ilk kez savunma alanında temas kurmasından ziyade mevcut ikili askerî ve savunma sanayii ilişkilerinin karşılıklı savunma taahhüdü içeren üçlü bir hukuki-siyasi çerçeveye taşınması anlamına geliyor. Anlaşmanın gerçek askerî etkisinin ise uygulama protokolleri, tatbikatlar, komuta ve koordinasyon mekanizmaları ile olası krizlerde tarafların nasıl hareket edeceğine ilişkin daha ayrıntılı düzenlemelerin açıklanmasıyla netleşmesi bekleniyor.

Beğeni ve kayıt işlemleri için giriş yapın.

Paylaş: